Tarihten Kopuk Günümüz Binaları : Mixer'de Yer-Yok

Yazar: Özge Kara

“Bu çağın en büyük sorunu bellek yoksunluğu”

Eskiden depo alanı ve otopark olarak kullanılan şimdilerde ise galeri alanına dönüşen mekanıyla Mixer, 19 Aralık tarihinden bu yana dönüşümüne yarışır bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Yok-yer” başlıklı sergi, tarihsel belleklerinden kopuk olarak inşa edilmiş günümüz binalarına odaklanıyor. Merkezinde ise bireylerin bu mekanlar ile kurduğu ilişki var. Bu çerçevede sergi Aslı Narin, Egemen Tuncer ve Hasan Deniz’in fotoğraflarını eleştirel olmaktan ziyade arşivsel üslupla bir araya getiriyor. Serginin küratörü Mehmet Kahraman ile buluşup şehirlerin olduğu kadar modern hayatın da büyük bir alanını meşgul eden yok-yerleri konuştuk.Aslı Narin

Sergiye adını veren ‘yok-yer’ kavramından başlayalım istersen. Tam olarak neyi temsil ediyor bu kavram?

Fransız filozof Marc Augé’nin süper-modernizm üst başlığı altında ortaya attığı bir konu yok-yerler. Tarihsel bellekten kopuk olarak inşa edilmiş günümüz binaları bunlar: Süpermarketler, alışveriş merkezleri, otoparklar, hatta kimi zaman yollar…  Augé’nin de bahsettiği gibi bu tarz mekanların çoklaşması geleceğe dair kültür aktarımı konusunda bir endişeyi yaratıyor. Günümüzdeki neo-kapitalist sistem, tarihsel belleğe ait mimari yapıları ortadan kaldırarak daha fazla tüketime açmak için bu tarz mekanları inşa etmekte ısrarcı davranıyor.

Serginin merkezine oturması nasıl oldu?

Konuyla ilgili 6-7 aylık bir araştırma içindeydim. Kavramın kendisine dair farklındalığım ise son dört aylık bir süreç aslında. İlk iki ay çok farklı kaynaklar üzerinden ilerleyip sonrasında Augé ile tanışınca benim anlatmak istediğim hikaye de biraz daha kolaylaştı ve onun üzerinden bir sergi hazırladım.

Egemen Tuncer

Kavramla sonradan tanıştığını söylüyorsun; peki en başından itibaren neden özellikle bu mekanlar üzerinde çalışmak istedin?

Aslında benim genel olarak çalışmalarımda odaklandığım şey bireyin kendisi. Mixer’deki bir önceki “Dilemma” başlıklı sergimde bireyin karar verme sürecini ve sonrasını açıklamaya çalışmıştım. Bu sergide de merkezde yok-yerler ve bireyin bu mekanlarla kurduğu ilişki üzerinden bir hikaye anlatıyorum.

Mekansal açıdan Mixer’in nasıl bir katkısı oldu sergiye?

Mixer’in bulunduğu mekan böyle bir konu için çok elverişliydi tabii. Çünkü burası da eskiden depo alanı ve otopark olarak kullanılıyordu; zaman içinde ise galeri alanına dönüştü. Böyle bir sergiyle izleyiciye “Tüm bu süreci insanlar nasıl deneyimliyor?” sorusunu sormak istedim. Çünkü “Kendim nasıl deneyimledim ve dönüşümün bana nasıl bir geri dönüşü oldu?” meselesine yoğunlaşarak hazırladım sergiyi.

İstanbul’un önüne geçilmez dönüşümü hakkında ne düşünüyorsun?

Şu anki politik sistemin bundan pek vazgeçmeye niyeti yok gibi duruyor. Ülkede her şeyin ritmi öyle bozuldu ki… Son on yıldır ülke sıcak parayla yaşıyor. Bu sistemin beslenebilmesi için şehri değiştirmek zorunda hissediyorlar kendilerini. Bu bağımlılık sanıyorum ki böyle devam edecek. Böyle bir sistem kuruldu ve bunun değiştirmek biraz zor. Mevcut politik zihniyet, şehirlerin belleğini dikkate almadan kabadayılık yapıyor. Şehri gezdiğinizde bile bir şeylerin zoraki olarak bir yerlere sıkıştırıldığını görebiliyorsunuz artık. Hep bir satma telaşı var şehrin içinde.

Bugün modern hayatın bireyleri olarak ideolojik açıdan uyuşsak da uyuşmasak da bu mekanlar içindeki varlığımıza engel olamıyoruz sanki. Sen ne diyorsun konuyla ilgili?

İçimizde bulunduğumuz zaman dilimi bizi o kadar farklı konularla meşgul ediyor ki bu tarz mekanların varlığına dair eleştirel bir bakış açısı sergilemiyoruz. Böylesi bir bilgi ve görsel bombardımanı altında her gün yeni bir şey öğrenme açlığı içindeyken onların varlığı bizi çok fazla rahatsız etmiyor. Belki başlangıçta rahatsız ediyor; ama süreç içinde çabuk alışıyoruz. Bu çağın en büyük sorunlarından biri de bellek yoksunluğu diyebiliriz aslında. Dışarıda öyle sert bir mücadele var ki her birimiz belleğimizi güncel tutmak zorunda kalıyoruz belki de…

Ya da şehrin belleğini yitirmesi bizim kişisel belleğimizi yitirmemize sebep oluyor…

Tabii ki… Nietzche’nin ortaya attığı aktif unutma gibi bir kavram var. Bir sonraki sergimde de bu konuya eğilmek istiyorum hatta. İnsan gitgide daha da bireyselleşen, sadece kendi zeminini korumaya çalışan bir varlık halini alıyor. Hayatını bu doğrultuda şekillendiriyor haliyle. Bu da pek çok kişi ve kurumla bağlı yaşamayı gerektiriyor. Bu akışın bir parçası olarak kendini var etmeye ve belleğini güncel tutmaya çabalıyor. Bu çaba içinde pek çok güncel meseleyi bile zihninde yok edip daha güncellerine yer açmak zorunda kalabiliyor. Bunun da ötesinde tüm bu bombardıman altında birey öyle sıkıştırılıyor ki kendi acısını bastırmak için unutmaktan başka şansının kalmadığı bir noktaya geliyor.

Sergi nasıl bakıyor bu unutma ve alışma sürecine peki?

Unutma ve alışma sürecinden ziyade yaşama ve kayıt altına alma sürecini ele alıyor aslında. Eleştirel değil; tüm bu süreci ortaya çıkaran bir duruşu var. Zaten konunun kendisi oldukça politik… Ben bu politiklikten kaçarak olabildiğince arşivsel bir sergi hazırlamaya çalıştım. Tanımaya ve anlamaya çalışan bireyin hikayesini ortaya çıkarmaya çalıştım.

Tüm bu çerçeve içinde Hasan Deniz, Aslı Narin ve Egemen Tuncer nasıl bir araya geldi? Hangi özellikleriyle sergideki yerlerini aldılar?Hasan Deniz, Mixer

Bir kere üçünü de konuya çok yakın buldum. Tarz olarak birbirlerinden de bir o kadar farklılar: Hasan’ın daha klasik fotoğraf anlayışı var. Aslı’nın fotoğrafları hep soyut kurgular üzerine. Egemen’inkiler ise dijital tarafı ağır basan işler; fotoğrafa bakış açısı diğer iki sanatçıya göre daha farklı, mevzuyu biraz daha kavramsallaştırdığını söyleyebiliriz. İşte bu sebeple ritim olarak iyi bir üçlü oldular.

Bu özellikler yerleştirmede nasıl kendini gösteriyor?

Sergi Hasan Deniz’in gittiği şehirlerin otel odalarından yok-yerleri kayıt altına aldığı bir seri ile başlıyor. Hasan’ın üslubu itibariyle bir nevi günlüğü andırıyor bu seri. Ardından ise Aslı Narin’in köprü altı fotoğraflarıyla devam ediyor. Geçiş alanlarının bireyler üzerinde etkisi üzerine oldukça şiirsel bir anlatısı var bu fotoğrafların. En son olarak da Egemen Tuncer’in fotoğrafları ile izleyici “Bu mekanlar prototip olarak nasıl üretiliyor?”, “Bize nasıl geri dönüyor?”, “Hayatımızda kendilerini nasıl var edebiliyorlar?” gibi sorulara cevap arıyor.

Sergi, 1 Şubat’a dek Mixer'de görülebilir.
Görsel 1: Aslı Narin, Difüzyon, 2014, diasec, c-print, 35x25cm, 3 Ed. & 1 AP.
Görsel 2: Egemen Tuncer, Depo 1, 2014, diasec, c-print, 66 x100cm, 3 Ed. & 1 AP.
Görsel 3: Hasan Deniz, İsimsiz, 2014, diasec, c-print, 60x90cm, 5 Ed. & 1 AP.

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.